ABD’de Bulunan Dev Lityum Rezervi: 40 Milyon Ton ve 1,5 Trilyon Dolar Değerinde
ABD’nin Nevada-Oregon eyalet sınırında, eski bir yanardağ kraterinin altında, dünyanın en büyük lityum rezervinin keşfedildiği açıklandı. Bu rezervin, tahminlere göre 20 ila 40 milyon metrik ton lityum içerdiği ve piyasa değerinin 1,5 trilyon doları (yaklaşık 67 trilyon 388 milyar TL) aştığı bildiriliyor.
McDermitt kalderası olarak bilinen bu yapının, Nevada ile Oregon eyalet sınırı boyunca yaklaşık 45 kilometre uzunluğunda ve 35 kilometre genişliğinde uzandığı belirtiliyor. Lityum Amerikalar Şirketi’nden jeolog Thomas R. Benson liderliğindeki araştırma ekibi, bu yatakların bugüne kadar keşfedilen en büyük lityum rezervi olduğunu öne sürdü. Bulgular, Science Advances dergisinde yayımlandı. Yatakların ticari değeri, ABD’deki güncel lityum karbonat sözleşme fiyatları olan ton başına yaklaşık 37 bin dolar esas alınarak hesaplandı.
Bu kraterin, yaklaşık 16 milyon yıl önce meydana gelen büyük bir yanardağ patlaması sonucu oluştuğu ve zamanla bir göl havzasına dönüştüğü ifade ediliyor. Burada, volkanik kül ve çamurdan oluşan birikintilerin, derinlerdeki magmadan yükselen hidrotermal sıvılarla lityum içeren volkanik camlara dönüştüğü belirtiliyor. Kimyasal süreç iki aşamada gelişiyor; ilk olarak göl çamurları smektit adı verilen bir kil türüne dönüşüyor, ardından sıcak sıvılar bu smektiti daha yoğun bir ilit kiline çeviriyor. Thacker Pass bölgesindeki zengin lityum kuşağında ilit, yaklaşık 30 metre kalınlığında bir bant oluşturuyor ve analizler bu kilin ağırlıkça yüzde 1,3 ile 2,4 arasında lityum içerdiğini gösteriyor. Bu oran, tipik kil yataklarının neredeyse iki katına denk geliyor.
Lityum, cep telefonları, dizüstü bilgisayarlar, elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji depolama sistemlerinin şarj edilebilir pillerinin ana bileşenidir. Araştırma grubu, küresel lityum talebinin 2040 yılına kadar 2022 üretiminin sekiz katına çıkarak yıllık bir milyon tona ulaşabileceğini tahmin ediyor. Bu bağlamda, böyle yoğun bir rezervin bulunması, uzun vadeli enerji dönüşümü planları yapan hükümetler ve şirketler açısından büyük bir önem taşıyor. Zengin kil tabakalarının yüzeye yakın konumda bulunması, açık ocak madenciliğini mümkün kılıyor ve bu durum, derin sert kaya madenlerine kıyasla ton başına daha az patlama ve daha düşük enerji tüketimi anlamına geliyor.
Ancak, devasa rezerv beraberinde bazı çevresel ve kültürel kaygıları da getiriyor. Yerel topluluklar ve hayvancılıkla geçimini sağlayan aileler, büyük çaplı madencilik faaliyetlerinin su kaynakları, otlak alanları ve kutsal alanlar üzerindeki olası etkileri konusunda endişelerini dile getiriyor. Projeyi destekleyenler, tek bir sığ kil yatağının, çok sayıda küçük madene kıyasla daha az arazi tahribatına yol açacağını savunuyor. Ancak karşıt görüştekiler, büyük bir açık ocağın uygun bir şekilde yönetilmediğinde yeraltı sularını tehdit edebileceği ve çevre kirliliğine yol açabileceğini belirtiyor.
Teknik zorluklar da mevcut. Kilin içindeki lityum, tuzlu su kaynaklarındaki gibi serbest durumda bulunmuyor; bu nedenle kilin öğütülmesi, özel kimyasal çözeltilerle liç işlemi uygulanması ve su kullanımıyla birlikte atık miktarının kontrol altında tutulması gerekiyor.